İŞİN SIRRI PROFOSYONEL İLE ÇALIŞMAK

Kamuoyu Rona Yırcalı’yı bir sivil toplum önderi olarak tanır. TOBB Başkanlığı, Dünya Odaları Federasyon Başkanlığı, DEİK İcra Kurulu Başkanlığı yerine getirdiği ya da yerine getirmeye devam ettiği çok sayıdaki sosyal görevlerinden bazıları. Ancak sürekli bu rolüyle görmeye alışkın olduğumuz Rona Yırcalı, Balıkesir’in de en büyük özel sektör işverenlerinden birisi. Bugün Mortaş adlı şirketlerinin çatısı altında toplanan yem, gıda, tekstil ve enerji sektörlerinde faaliyet gösteren grubun kaptanı. Aile aynı zamanda İstanbul’daki The Marmara Oteli’nin işletmecisi olan İstanbul Otelcilik’te de küçük hissedar.

2009’u 332 milyon lira ciro ve 108 milyon lira karla kapatan grup Türkiye’nin elektrik transformatörleri üreten en büyük fabrikası BEST’in (Balıkesir Elektromekanik Sanayi ve Ticaret AŞ) hisselerinin yüzde 75’inin sahibi. Bülent Ecevit’in başbakanlığı döneminde kurulan işçi şirketlerinden çok azı ayakta kalabilmiş. BEST de onlardan biri. Yırcalı “Balıkesir bu anlamda şanslı. İşçi şirketi olarak kurulan hem İşbir, hem de BEST ayakta” diyor ve devam ediyor:

“Bir ara sıkıntıya düşmüşler. Biz o zaman ortak olduk. Sermaye koyduk. Şirket şimdi kendi alanında Türkiye’nin en büyüğü. Önceki yıllarda çalışanların neredeyse yarısı şirketin ortağıydı. Ama böyle bir özelliği uzun seneler devam etti ve ilk halka açık şirketlerden biridir. Ancak o zaman 200 kişiydik, şimdi olduk 1000. Bu nedenle de bugün oran daha düşük. 

Üretimin yüzde 60’ı ihracata gittiği için şirketin açık isminin baş harflerinden oluşan BEST (En iyi) kısa ismi işe yarıyormuş.
Aile, enerji sektöründe elektrik üretimiyle de var. Balıkesir Gönen’de 15, Sındırgı ile Adana’da da 10 yıldır üretim yapan hidroelektrik tesisleri bulunuyor. Ortaklarla Giresun’da iki hidroelektrik santral inşaatı sürüyor. Manisa Akhisar’da da iki ay içinde rüzgâr santralı yatırımı başlıyor.

 Ayvalık ve güneyde de alınmış lisanslar var. Akhisar yatırımı bittikten sonra da sıra bu lisansların yatırıma dönüşmesine gelecek.

“Hep işin içindeyiz”

Yırcalı ailesi aynı zamanda bölgenin en büyük hayvan yemi fabrikasının hâkim ortağı. Halen faaliyette bulunan sentetik çuval fabrikası big ben olarak adlandırılan ve içine çimentodan madene her türlü malın konulduğu çuvalları üretiyor. Pamuk ise artık işin keyfi kalmadığı için şimdilik askıda. Türkiye’nin en eski un fabrikası olan 1923 doğumlu Yırcalı Un da düşük kapasite nedeniyle çalışmıyor. Yırcalı ailesinin şirketlerdeki hisseleri Rona Yırcalı, Müşerref Yırcalı (anne) ve Demet Egeli’nin (kız kardeş) mülkiyetinde. Şirketlerin tümünün profesyonel yönetimi var. Ancak en üstte Rona Yırcalı ile oğulları Sırrı ve Sinan’dan oluşan bir sacayağından söz etmek mümkün.

Sırrı Yırcalı yönetimin tümünden, Sinan Yırcalı ise grubun finansman işlerinden sorumlu en üstteki kişi. Geçmişte Yapı Kredi Bankası Yönetim Kurulu Başkanlığı yapan, bugün de çok sayıda şirketin yönetim ya da danışma kurulu üyesi olan Yırcalı’ya “Türkiye’de aile şirketleri neden uzun ömürlü olmuyor? Siz bu konuda farklı ne yaptınız” diye soruyoruz ve şu cevabı alıyoruz:

“ABD’den üniversiteyi bitirip 1970’te döndüm. O zaman üretim tesislerinin hepsinin başında birer genel müdür vardı. Bu bir bence. İkincisi de biz 24 saat iş yaparız, yani 24 saat işle meşgulüz. ABD’den 1970’te geldim. Ondan önce de Amerika’dayken de bu işlerle meşguldüm. Aşağı yukarı ben 1965’ten bu yana alırsak şu kadar senedir işin içindeyim. İşlerimiz çok genişlemesine rağmen hâlâ ben haftada üç gün filan Balıkesir’e giderim. Hatta bir günlüğüne bile giderim, ben şimdi 66 yaşındayım ama bu devam eder. Oğullarım da pazartesi sabahı Balıkesir’e giderler, perşembe akşamı dönerler İstanbul’a eğer başka bir seyahat falan yoksa. Cuma günü buradaki büroda çalışırlar. Cumartesi, pazar aileleriyle birlikte olurlar. Böyle bir sistemimiz var bizim. Yani şunun için söylüyorum bunları; profesyonellerle birlikte çalışıyoruz ama biz de işin içindeyiz.”

Yırcalı’nın birçok aile şirketinden farklı yaptıklarını söylediklerinden birisi de yeni kuşağın önünün açılması. Büyükbaba Muharrem Hasbi Koray (annesi Müşerref Koray’ın babası) 1923’te kurduğu un fabrikasını bir süre birlikte çalıştıktan sonra damadı Sırrı Yırcalı’ya devretmiş. Sırrı Yırcalı un fabrikasını devraldıktan sonra işleri büyütmüş ve yeni şirketleri devreye sokmuş. Rona Yırcalı da 1970’te Türkiye’ye dönüşünde tatil bile yapmadan kendi deyişiyle ‘sıcak suyun içine bırakılır gibi’ işlerin içine sokulmuş. Yırcalı o günleri şöyle anlatıyor:

“Benim sistemim böyle” “Bana eski odasını verdi. Beni büyük ihracatçıların arasına bıraktı ve ‘Yap’ dedi, ‘ne kadar yanlış yaparsan yap da ben buradayken, ne kadar yanlış yapıyorsun görelim’. Ben de aynı şekilde oğullarıma yapıyorum, onların önünü açıyorum. Bilhassa büyük oğlum Sırrı ile böyle çalışıyoruz. Artık günlük rutin işlerin hepsini o götürüyor. Yalnızca bilmem gerekenleri ve çok önemli konuları bana söylüyor.

“Oğullarınızla anlaşabiliyor musunuz” sorusuna ise “Tabii aşağı yukarı mantıki gelen şeylerin hepsini birlikte yapıyoruz. Büyük oğlumla 10 senedir bu böyle gidiyor ve biraz önce sana söylediğim Boğaz’da oturup da buradaki yazıhanede çalışmak gibi değil bizim işimiz. Onların da İstanbul’da evleri var, Balıkesir’de evleri var benim gibi. Çünkü dediğim gibi dört gün orada, üç gün buradalar. Onun için benim sistemim aynen devam ediyor. İleride her şey olabilir ama şimdilik bir sıkıntı yok” yanıtını veriyor.

“Türkiye’de özel sektöre bir tek bor üretimi yasak”

Sahip oldukları Mortaş adlı şirket aracılığıyla bir zamanlar Türkiye’nin en büyük bor üreticisi ve ihracatçılarından olan Yırcalılar madenciliği çoktan bırakmış. Bunun nedeni ise ailenin sahip olduğu bor, demir ve kömür madenlerinin 1979’da devletleştirilip Etibank’a devredilmesi. Yırcalı o dönemi şöyle anlatıyor: “Babam 1950’nin sonlarında madenciliğe de başlamış. Kütahya Emet, Eskişehir Kırka ve Balıkesir Bigadiç’teki bor madenlerinin önemli bölümünü bulan babamdır. Ancak 1979’da Ecevit hükümeti bu üç madeni de devletleştirdi. Bugün özel sektörden yana olduğunu söyleyen Deniz Baykal da Enerji Bakanı idi. Rahmetli Ecevit yıllar sonra bana bu özelleştirmenin bir hata olduğunu söylemişti.” Borda maden sahiplerinin tüm çabasına rağmen adım atılmamış.

Yırcalı Türkiye’de özel sektöre yasaklanan tek alanın bor olduğunu söylüyor. Grup 1980’den 1995’e kadar devletleştirilen bor madenlerini geri alabilmek için çok uğraşmış. 1980’de iktidara gelen Demirel hükümeti iade kararı vermiş ama Danıştay bu konudaki kararnameyi bir günde iptal etmiş. Ardından 12 Eylül darbesi gelmiş ve o dönemdeki çabalar da sonuçsuz kalmış. Yırcalı ‘her konuda liberal’ diye tanımladığı Özal hükümetleri döneminde de sonuç çıkmayınca ‘bu işin tadı yok’ diyerek azalmış olan madencilik faaliyetini askıya almış.
“65’imde emekli olacaktım beni yatırıma boğdular”

Rona Yırcalı büyük oğlu Sırrı’nın işbaşı yapmasından birkaç yıl sonra günlük rutin işlerin birçoğunu bıraktığını söylüyor. Planı 65 yaşında geçen yıl emekli olmakmış ancak “Birden birçok yatırım teklifiyle geldiler ve yatırımlar başladı. Beni yatırıma boğdular” diyor.

"Zamlara karar veriyor"

Bugün senelik programların yapılması, belli yatırım kararlarının verilmesiyle ilgiliymiş. Bir de maaşlara yapılacak zamlara ‘oğullarıyla konuşup’ karar veriyormuş. Yırcalı işin profesyonellere bırakılmasının patronların hiç ilgilenmeyeceği, yalnız sonuçlara bakacağı anlamına gelmediğini düşünüyor ve şunları ekliyor:

“İşi tamamen profesyonellere bırakırsan da olmuyor. Yani ne kadar iyi niyetli, ne kadar bilgili olursa olsun olmuyor, ben bunu gördüm. Bazı tesislerimizde bunu gördük. Bazı fırsatlar kaçtı, bazı şeyler oldu. Bu nedenle yönetimi profesyonellere bırakmak demek hiçbir şey yapılmayacak, hiçbir işe karışılmayacak demek değil.

Bütün işleri yalnız sen yapmaya kalkarsan büyüyünce zaten yetişemiyorsun. Ama profesyonellerin de patronun işle ilgili olmasından memnun olduklarını düşünüyorum. En azından bir fikir alıyor, sorumluluğu paylaşıyor. Ben de fikrimi söylüyorum, onlar da .”

28.02.2011